Gölgede ki hırsız

8 dakika okuma
1,536 kelime
Ücretsiz Bölüm

Shadow, adeta mekanın dokusuyla bütünleşmiş bir hayalet gibi, zemine düşen ve rüzgârın etkisiyle titreyen gölgelerin arasından süzülerek Jane’e yaklaşmaya başladı. Her bir adımı, sanki bastığı taşların sesini karanlığın içinde eritiyordu; dünyadan tamamen silinmiş, sadece bir niyetten ibaret kalmıştı. Kibirli gencin hemen yanında bittiğinde, bakışları ilk olarak belindeki kılıca takıldı. Bu, güneşin altında kanlı bir mücevher gibi parlayan, kabzası ejderha pullarıyla işlenmiş ve her iki kenarı da bir cellat ipliği kadar keskin olan kızıla boyanmış nadide bir silahtı. Shadow, Jane’in kızla girdiği hararetli tartışmayı ve kibrinin yarattığı o zırhlı dikkatsizliği fırsat bilerek, elini bir yılanın avına atılışı gibi çeviklikle uzattı. Gölgeler, bir anda gencin elinden taşan karanlık bir pençe gibi kılıcı kavradı ve onu varlığın olmadığı o soğuk boşluğa çekti.

Jane, belindeki o gurur kaynağı ağırlığın bir anda yok olduğunu fark ettiğinde, damarlarındaki kanın buz kestiğini hissetti. “Çabuk! O aşağılık hırsızı yakalayın!” diye kükredi, sesi öfkeden çatlarken arenanın taş duvarlarında yankılandı. “Eğer kılıcımı getiremezseniz, her birinizin leşini ibret olsun diye bahçe kapımda çürümeye terk ederim!”
Kızıl saçlı kız, bu doğaüstü hırsızlığı dehşet ve hayranlık karışımı bir ifadeyle izliyordu. Tam o sırada, normal bir insanın asla fark edemeyeceği gölgelerin içinde imkansız bir dalgalanma sezdi. Shadow, kızın o keskin ve delici bakışlarından kaçamadığını fark edince kısa süreli bir sarsıntı yaşadı; nitekim bu, annesinden ona kalan ve kökleri kadim suikastçı sanatlarına dayanan gizemli bir teknikti. Normal şartlarda, ondan iki büyük alem yüksek bir savaşçı bile tüm duyularını keskinleştirmediği sürece onu bir serap gibi bile göremezdi.
Shadow, çaldığı kılıçla birlikte üç yüz metre ötedeki kuytu, rutubetli bir sokağa süzülüp silahı karanlık bir köşeye, çöplerin arasına fırlattı. Gönlü bu şaheseri satıp altına boğulmaktan yana olsa da, bu rütbede bir silahı yanında taşımanın açık bir ölüm fermanı olduğunu biliyordu. Henüz kendini Ejder Krallığı’nın devasa klanlarına karşı koruyabilecek bir kudrete sahip değildi. Eğer içindeki canavarın zincirlerini kıracak kadar güçlü olsaydı, kılıcı çalmakla vakit kaybetmez, doğrudan Jane’in o kibirli boynuna soğuk çeliğin kış rüzgârını tattırırdı.
Eski konumuna, sanki hiç ayrılmamış gibi döndüğünde, kalabalığın içinde onu fark eden tek kişi yine o gizemli kızdı. Kız, Shadow’un bir anda aynı noktada, sanki mekanda bir yırtık açılmış da oradan çıkmış gibi tekrar belirdiğini görünce kalbinin hızla çarptığını hissetti. Göz göze geldiklerinde Shadow, dudaklarına hafif, muzip ama bir o kadar da ürpertici bir sırıtış kondurdu. İşaret parmağını dudaklarına götürerek sessiz kalmasını işaret ettiğinde, bakışlarındaki kan kırmızısı parıltı kızı bir anlığına büyüledi. Ardından Shadow, bir kez daha gölgelerle birleşip sıranın önlerine doğru bir duman gibi süzüldü. Jane ise etrafta kılıcı için boş tehditler savurarak adeta bir deliden farksız şekilde kuduruyordu.
Kız, Jane’in bu beyhude çırpınışlarını gördüğünde yanındakilere gizli bir işaret verip oradan uzaklaşmaya başladı. Zihninde fırtınalar koparan tek bir soru vardı: “Bu gizemli gölge prensi kimdi?” Kimseye, hatta en üst düzey korumalara bile hissettirmeden böyle bir eylemi nasıl gerçekleştirebilmişti? Sorularının şimdilik cevapsız kalacağını bilse de, o derin kan kırmızısı gözleri bir kez daha görmeyi ruhunun en derinliklerinde diledi.
Shadow ise kızın uzaklaşan silüetini izlerken kendi içindeki bu ani dürtüye anlam veremiyordu. Hiç tanımadığı, muhtemelen bir daha asla yolunun kesişmeyeceği bir yabancı için neden hayatını ve planlarını tehlikeye atmıştı? Kendi kendine bir daha böyle duygusal bir budalalık yapmayacağına dair bir iç yemin edip kayda odaklandı.
Nihayet sıra ona geldiğinde ortamın gerginliği, yerini yaklaşan sınavın ağır heyecanına bırakmıştı. Kayıt masasındaki görevli, kısa kıvırcık saçlı ve esmer tenli, yaklaşık on sekiz yaşlarında bir gençti. Görevli, Shadow’un üzerindeki yamalı, tozlu ve zamanın yıprattığı cüppeyi gördüğünde dudaklarını aşağılayıcı bir şekilde büktü. Sabahtan beri onun gibi onlarca dilenci kılıklı genç gelmiş ve çoğu kayıt ücretini duyunca boynunu büküp gitmişti. Ancak Shadow, görevlinin aşağılayıcı bir kelime etmesine izin vermeden, avucunda sakladığı beş gümüş parayı masanın üzerine, metalik bir yankı çıkaracak şekilde fırlattı.
“İsim, soyisim ve yaş?” diye sordu görevli, gümüşlerin o asil tınlamasını duyunca ses tonundaki pürüzleri temizleyerek.
Shadow bir an duraksadı. Gerçek ismi, ailesinin kan gölüne dönen evinde, o meşum gecenin alevleri arasında yanıp kül olmuştu. Artık o isimden geriye sadece küller kalmıştı. “Shadow,” dedi sesi bir buz sarkıtı kadar keskin ve duygusuzdu. “On beş yaşındayım.” Soyisim söylememesi görevliyi şaşırtmamıştı; bu dünyada köksüzlerin soyadı, sadece sırtlarındaki görünmez kırbaç izlerinden ibaretti.
Görevli, önüne ışığı kıran şeffaf bir yıldız küresi koydu. “Elini kürenin üzerine yerleştir ve ruhundaki yıldız enerjisini merkeze akıt.”
Shadow denileni yaptığında, küre aç bir canavar gibi enerjiyi içine çekmeye başladı. Küre önce soluk bir sarı parladı, ardından renk iki kez daha derinleşerek Koyu Sarı rengine büründü. Bu, bir gencin ulaşabileceği en imkansız sınırlardan biri olan Çırak Alemi Zirve Seviyesi’nin sarsılmaz kanıtıydı. Görevlinin gözleri şaşkınlıktan yuvalarından fırlayacak gibi oldu; karşısında duran bu “sefil dilenci”, en soylu klan çocuklarının bile ancak rüyalarında görebileceği bir kudrete sahipti.
“Bir hata olmalı! Tekrarla!” diye kekeledi görevli, elleri titrerken. Shadow, sabrının taştığını belli eden karanlık bir ifadeyle testi tekrarladı. Sonuç değişmedi. Görevli artık itiraz edemezdi; üzerine sıra numarasını kazıdığı metal plakayı Shadow’a uzattı.
Shadow, bekleme salonuna adım attığında çevresindeki devasa katılımcı ordusunu ve binlerce seyirciyi süzdü. Arenanın en önünde, Ejder Krallığı’nın sembolü olan devasa tahtlarda akademilerin elderleri (yaşlı ustaları) oturuyordu. Shadow’un gözleri, gösterişli dört büyük akademinin aksine, daha mütevazı ama daha tekinsiz görünen Kan Akademisi elderine kilitlendi. Kan Akademisi, bir zamanlar krallığın en korkulan gücüydü ancak zamanın çarkları onların otoritesini kemirmişti.
Shadow’un bu akademiyi seçme nedeni sadece anne ve babasının mirası değildi. O kütüphanenin karanlık mahzenlerinde, sadece ruhu tamamen karanlık bir boşluğa dönüşmüş kişilerin ustalaşabileceği, efsanevi “Karanlığın Altı Formu” tekniğinin saklı olduğunu biliyordu. Bu teknik, onun intikam fırtınasının kalbi olacaktı.
O sırada sunucu arenanın tam merkezine çıktı. Ses tellerine yıldız enerjisi pompalayarak gürledi: “Sayın elderler ve seçkin misafirler! Geleceğin efsanelerinin doğacağı akademi seçmeleri resmen başlamıştır!”
İlk çağrılan isim, kılıcını bir şekilde mucizevi(!) olarak geri bulmuş olan Jane oldu. Jane, kibriyle yeri ezerek platforma çıktı. Sunucu, beyaz bir Depolama Yüzüğünden potansiyel ölçme küresini çıkardı. Shadow’un gözleri o beyaz yüzüğe takıldı; uzay rünleriyle bezenmiş bu nadide parçalar, bir savaşçının en büyük hazinelerinden biriydi.
“Büyük küreye seviyen için, küçük küreye kaderin olan potansiyelin için kanını damlat,” dedi sunucu.
Jane, gümüş bir iğneyle parmağını delip kanını kürelere akıttı. Küreler kanı emip ışıldamaya başladığında, arenadaki uğultu yerini önce derin bir sessizliğe, ardından da alaycı fısıltılara bıraktı. Jane’in o mağrur ve kibirli maskesi, kürelerin gösterdiği sonuçla birlikte yavaş yavaş parçalanmaya başlıyordu. Shadow, gölgelerin arasından bu düşüşü sessizce izledi. Gerçek oyun yeni başlıyordu.

Yorumlar

(0)

Bölüm Nasıldı?

0 yanıt
Beğenim
0
Sinir Bozucu
0
Mükemmel
0
Şaşırtıcı
0
Sakin Olmalıyım
0
Bölüm Bitti
0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Okuma Ayarları

Sonsuz Giriş Yapmalısın

Otomatik Kilidi Açma Login required

Kaydırırken premium bölümlerin kilidini otomatik olarak aç


Okurken başlığı gizle

Okuyucu modunda gezinme başlığını otomatik olarak gizle


18px

Tüm özellikler için giriş yapın

Sonsuz kaydırma, otomatik kilit açma ve okuma ilerlemesinin senkronizasyonu için bir hesap gereklidir.


Yazı tipi, boyut, tema ve kaydırma modunu varsayılana döndürür