Karanlığın Kalbindeki Gül

5 dakika okuma
976 kelime
Ücretsiz Bölüm

Shadow, tezgaha doğru elini uzatıp soğuk metali kavradığında, parmak uçlarından ruhuna yayılan ve kanını donduran bir ürperti hissetti. Avucunda tuttuğu on bir santimlik siyah çelik, üzerine düşen her ışık hüzmesini adeta karanlık bir boşluk gibi yutuyor, dükkanın loş ışığında bile parlamayı reddediyordu. Bıçağın kabzasına, bir ustanın ömrünü adadığı o ince işçilikle kan kırmızısı minik bir gül motifi yerleştirilmişti; bu, karanlığın tam kalbinde, ölümün kucağında açan son ve en zehirli çiçek gibi duruyordu. Shadow, bileğini hafifçe oynatarak bıçağı havada bir semah döndürdü; bıçak, havayı yırtarken bir rüzgar sesi bile çıkarmıyordu. Dengesi öylesine milimetrik ve kusursuzdu ki, metal sanki elinin doğal bir uzantısı, iradesinin soğuk bir yansıması haline gelmişti.

“Bu setin bedeli nedir?” diye sordu Shadow. Sesi, demirhanenin isli duvarlarında ve kızgın korların çıtırtısında yankılanan, duygudan arınmış bir metal tınısı gibiydi.
Tezgahın arkasındaki yaşlı usta, gözlerini kısarak Shadow’u tepeden tırnağa süzdü. “İyi gözlerin var evlat; her savaşçı, çeliğin içindeki o kadim feryadı fark edemez,” diyerek başıyla onayladı. “O bıçaklar sıradan bir ocakta, alelade bir demirle dövülmedi. İki nadir metalin, Çırak Alemi’nin zirvesinde katledilmiş, gölgelerde yaşayan bir Kül Yılanı’nın öz çekirdeğiyle harmanlanmasıyla şekillendi. O uğursuz siyahlık sadece bir boya değil, yılanın ruhundan gelen sinsi bir zehir ve geceyle birleşen mutlak bir kamuflajdır. Hedefini vurduğunda sadece eti değil, umudu da keser. Altılı bir set için üç gümüş sikke istiyorum.”
Shadow kısa bir an sessizliğe gömüldü. Zihninde, biriktirdiği on gümüşe Jesi Teyze’nin veda hediyesi olan on gümüşü ekleyerek yirmi gümüşlük servetini tarttı. Bir sokak çocuğu için bu meblağ bir ömürlük geçim demekti; ancak Kan Akademisi’ne giden o kanlı patikada, hayatta kalmanın bedeli altınla ölçülemezdi. “Pekala,” dedi, kararlılığı sesinin her zerresine sinmişti. “Benim için iki set hazırla.”
Altı gümüş sikke, demirci tezgahına tok ve sağır bir sesle düştü. Shadow, on iki bıçağı parmağındaki uzamsal yüzüğe aktarırken, demirci ocağının boğucu sıcağını arkasında bırakıp kendi soğuk kaderine doğru ilk adımını attı.
Dükkandan çıktığında güneş, şehri altın sarısı bir tiranlıkla, acımasızca aydınlatıyordu. Shadow ana caddede ilerlerken atmosferin yavaş yavaş ağırlaştığını, çevresindeki yaşamın olağan ritminin bir bıçak gibi kesildiğini hissetti. Attığı her adımda kalabalık, sanki görünmez ve devasa bir güç tarafından itiliyormuşçasına ikiye ayrılıyordu. İnsanlar, nedenini anlayamadıkları ilkel bir korkuyla kenara çekiliyor; farkında olmadan, bir zamanların o hırpani, bakımsız dilencisine, ülkesine geri dönen bir prense duyulan o mecburiyet dolu saygıyla yol veriyorlardı. Shadow, üzerindeki asalet kokan yeni cüppesi ve her adımında sarsılmaz bir iradeyle yere basan duruşuyla artık bir gölge değil, bir karanlık abidesiydi.
Şehir kapısının devasa gölgesine vardığında, Elder ve Rebeka’nın onu beklediğini gördü. Rebeka, sabırsızlıkla yerinde duramıyor, bir yandan da Elder ile hararetli bir şeyler tartışıyordu. Tam o sırada, kalabalığın arasından bir sis bulutu gibi sessizce süzülen Shadow’u fark etti.
Genç kızın gözleri hayretten fal taşı gibi açıldı. Karşısındaki genç, o sabah gördüğü eski ve yamalı bez parçaları içindeki o bitap çocuk değildi. Shadow, gür siyah saçlarını ensesinde disiplinle toplamış, gece karası ve asalet kokan bir cüppeye bürünmüştü. Her adımında cüppesi rüzgarla hafifçe aralanıyor, belinde asılı duran kan kırmızısı hançer, bir felaketin habercisi gibi güneşin altında göz alıcı bir tehditle parlıyordu. Rebeka’nın zihninde tek bir düşünce yankılandı: Bu bir sokak çocuğu değil, sürgünden, belki de cehennemden dönen bir prensti.
İmkansızlığın ve Dao’nun Titreyişi
Elder, Rebeka’nın donakalan bakışlarını takip ettiğinde Shadow’u gördü ve yüzünde belli belirsiz, kederli bir gölge gelip geçti. Shadow ne kadar parlak bir deha, ne kadar keskin bir kılıç olursa olsun; o bir sokak çocuğuydu. Rebeka ise klanın kutsal onuru, hanedanın pırlantası olan bir prensesti. Aralarındaki statü farkı, sarp dağların zirvesi ile karanlık okyanusların dibi arasındaki o aşılmaz, uçsuz bucaksız boşluk kadardı. Elder, Rebeka’nın içindeki o merak pırıltısını sezse de klanın demirden yasalarını biliyordu; bu, iki farklı evrenin asla kavuşamayacak kıyısıydı.
Shadow, Elder ve Rebeka’nın yanına ulaştığında hava buz kesti, çevredeki tüm sesler sustu. Kimse farkında değildi ama Shadow’un attığı her adım çevredeki Dao’yu (evrenin temel düzenini) sarsıyor; sanki varoluşun kendisi bile bu on beş yaşındaki gencin gelecekte akıtacağı kan nehirlerini sezmişçesine korkuyla titriyordu. Dünya tarihi, bu kapının önünde yeniden yazılmaya başlanmıştı ve belki de yıllar sonra “ölüm” kavramı, sadece Shadow’un adıyla eş anlamlı hale gelecekti.

Yorumlar

(0)

Bölüm Nasıldı?

0 yanıt
Beğenim
0
Sinir Bozucu
0
Mükemmel
0
Şaşırtıcı
0
Sakin Olmalıyım
0
Bölüm Bitti
0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Okuma Ayarları

Sonsuz Giriş Yapmalısın

Otomatik Kilidi Açma Login required

Kaydırırken premium bölümlerin kilidini otomatik olarak aç


Okurken başlığı gizle

Okuyucu modunda gezinme başlığını otomatik olarak gizle


18px

Tüm özellikler için giriş yapın

Sonsuz kaydırma, otomatik kilit açma ve okuma ilerlemesinin senkronizasyonu için bir hesap gereklidir.


Yazı tipi, boyut, tema ve kaydırma modunu varsayılana döndürür