Küllerden Doğan İntikam: Shadow’un Yükselişi

9 dakika okuma
1,670 kelime
Ücretsiz Bölüm

Shadow, tozlu ve dolambaçlı patikaların sonunda, zamanın acımasız dişleri arasında ufalanmaya yüz tutmuş aile yadigârı evin önünde durdu. Adımları ağır, yüreği ise bir kurşun kadar durgundu. Gözleri, paslı bir hançerin soğukluğuyla kalbine saplanan bu yıkıntı üzerinde hüzün ve nefretle karışık bir merakla gezindi. Bir zamanlar annesinin şefkat dolu elleriyle hayat verdiği, kokusuyla bahçeyi cennete çeviren o narin çiçeklerin yerini; şimdi toprağın bereketini sömüren, diz boyuna ulaşan arsız yaban otları ve dikenli sarmaşıklar almıştı. Yılların bakımsızlığı evi adeta canlı bir cesede çevirmişti; duvarlardaki boyalar, güneşin ve yağmurun altında kavrularak bir yılanın derisi gibi pul pul dökülmüştü. Dış kapının paslanmış menteşeleri, esen her cılız rüzgârda, sanki evin içinde hapsolmuş hayaletlerin bitmek bilmeyen feryatlarını taklit edercesine tiz ve kulak tırmalayıcı çığlıklar atıyordu.

Ailesinin kanlar içinde can verdiği o meşum gecenin üzerinden dokuz koca yıl, tam üç bin küsur gün geçmişti. Shadow bu evi, dokuz yıl boyunca hem kendine sığınak hem de bir zindan eylemişti. Bu süre zarfında, ailesinden geriye kalan ve sayfaları zamanın tozuyla sararmış kadim gelişim kitaplarındaki gizemli rünleri zihnine kazımış; ruhunu bir örste dövülen çelik gibi sertleştirmişti. Ancak geceler, ona asla merhamet etmezdi. Ne zaman yorgun göz kapaklarını kapatsa, ailesinin parçalanmış bedenleri ve yerdeki kan gölü zihninin zifiri karanlığında bir şimşek gibi çakar, o kanlı sahne uykusunu bir zehir gibi kirletirdi. Her sabah, damarlarındaki intikam arzusuyla uyanırdı.
Bugün, bu hüzün ve kan kokan eve son vedasını ediyordu. Henüz on beş yaşında olmasına rağmen, gece gündüz süren acımasız eğitimleri sayesinde Çırak Alemi’nin Zirvesi’ne tırmanmıştı. Akranları henüz çırak alemi başlangıç seviyesinin tozlu eteklerinde sendelerken, o çoktan zirveye ulaşmış bir sonraki aleme adım atmayı bekliyordu. Bugün Ejder Krallığı’nın akademi seçmeleri vardı; bu sadece bir okul girişi değil, Shadow için ailesinin katillerine giden yolda atılmış ilk gerçek ve devasa adımdı.
Aralık duran kapıdan içeri süzüldüğünde, evin içi onu dış dünyadan ve parlak güneş ışığından saklamak istercesine yoğun, neredeyse elle tutulur bir karanlığa bürünmüştü. İçerideki hava küf ve anı kokuyordu. Birkaç parça kıyafetini ve yadigarını derme çatma bir torbaya doldurdu. Yatağının başucundaki meşaleyi kavrayıp dışarı çıkmadan evvel, son bir kez geriye baktı. Bir zamanlar bu duvarlar arasında yankılanan sıcak kahkahalar, şimdi sadece tozlu köşelerde fısıldayan birer yankıdan ibaretti. O neşeli günler, tarihin kanla ıslanmış karanlık sayfalarında ebediyen kaybolup gitmişti.
Bahçeye çıktığında meşaleyi ateşledi. Turuncu alevler, gencin içindeki intikam hırsıyla beslenircesine bir anda hırçınlaşarak gökyüzüne doğru şahlandı. Shadow, bir süre elindeki bu yıkıcı ışığa, kendi kaderini izler gibi baktı. Derin ve sarsıcı bir iç çekişin ardından meşaleyi evin açık bağrına, anıların tam ortasına fırlattı. Alevler aç bir canavar gibi perdeleri ve ahşap mobilyaları yutmaya başladığında, yangın saniyeler içinde tüm binayı devasa bir meşaleye çevirdi. On dakika sonra ev, göğe yükselen siyah duman sütunları ve gökyüzünü yalayan ateş dilleriyle devasa bir sunak gibi görünüyordu. Bu manzara, uzaktan izleyen birine cehennemin kapılarının dünyaya aralandığını ve kadim bir iblisin yeryüzüne ayak bastığını fısıldıyordu.
Şehir kapısına doğru yola koyulmadan önce son kez omzunun üzerinden geriye baktı. Tıpkı ailesinin bedenlerinin küle karıştığı o dehşet dolu gün gibi, şimdi de çocukluğu ve masumiyeti küle dönüyordu. İçinden sessiz ama evreni titretecek kadar sarsılmaz bir intikam yemini etti. Alevlere ve küllere sırtını dönerek, seçmelerin yapılacağı arenaya doğru kararlı ve vakur adımlarla ilerledi.
Arenaya yaklaştıkça kalabalık bir sel gibi artıyor, havayı heyecan, korku ve hırsın karışımından oluşan ağır bir enerji kaplıyordu. Kapıya vardığında karşısındaki manzara tam bir ırklar mozaiğiydi: Ay ışığı kadar duru tenleri, zarif endamları ve sivri kulaklarıyla elfler; her adımlarıyla yeri sarsan, devasa cüsseleriyle küçük birer tepeyi andıran Dev Kabilesi savaşçıları… Shadow, kayıt sırasının en sonuna geçti. Etrafındaki ailelerin çocuklarına sarılması, onlara şans dilemesi ve o sıcak sevgi gösterileri, Shadow’un içindeki kara deliği daha da büyütüyor, ailesini ondan çalanlara karşı duyduğu nefreti kemiklerine kadar hissettiriyordu.
Bir süre sonra, kalabalığın arasındaki bazı genç kızların meraklı bakışlarının üzerinde toplandığını fark etti. Siyah, gece kadar karanlık uzun saçları ve disiplinli eğitimlerin eseri olan fit, atletik vücuduyla dikkat çekici bir karizmaya sahipti. Fakat onu asıl gizemli kılan, babasından miras kalan o soylu ve yakışıklı yüzünün ortasında, iki kor parçası gibi parlayan kan kırmızısı gözleriydi. Ancak insanlar üzerindeki yamalı, eski ve tozlu cüppeyi fark ettikleri an, sanki bir dilenciye bakıyormuş gibi yüzlerini buruşturarak gözlerini kaçırıyorlardı. Bu dünyada elbiseler, ruhun büyüklüğünü değil, cüzdanın şişkinliğini gösteren birer statü nişanesiydi; yamalı bir cüppe, içindeki devasa güce rağmen toplumun gözünde bir hiçlik belgesiydi.
Sıra ağır ağır ilerlerken, yedi metre yüksekliğindeki devasa taş bloklardan inşa edilmiş, üzerinde antik rünlerin kazılı olduğu heybetli arena kapısı tüm azametiyle belirdi. Kapının iki yanında, masmavi bir kumaş üzerine altın ipliklerle işlenmiş heybetli ejderha sancakları rüzgârda sanki canlanacakmış gibi gururla dalgalanıyordu. Tam o sırada sıranın gerisinde, kalabalığı yaran bir arbede koptu.
Lüks, üzerinde parıldayan bir anka amblemi olan ipek bir cüppe giymiş uzun boylu, mağrur bir genç; diz çökmüş yaşlı bir adama tepeden, sadistçe bir zevkle bakıyordu. Yaşlı adam hıçkırıklarla af dilerken, gencin zırhlı korumaları gencecik bir kızı kollarından kıskıvrak yakalamış, kemiklerini kırarcasına sıkıyorlardı. Etraftaki kalabalık, Anka Klanı’nın dehşet saçan gücünden korktuğu için adeta taş kesilmişti; kimse bu adaletsizliğe ses çıkarmaya, o masum kızı kurtarmaya cesaret edemiyordu.
Shadow bu tiyatroyu başlangıçta ruhsuz ve donuk gözlerle izledi; sonuçta bu onun kavgası değildi. Ancak tam önüne döneceği sırada, uzun kızıl saçları örgü yapılmış, teni en saf mermer kadar beyaz bir kızın, yanında birkaç muhafızla olaya doğru yürüdüğünü gördü. Kız yaklaştıkça kalabalık, sanki görünmez bir otoriteye boyun eğer gibi hızla yol açtı. Herkes birazdan kopacak fırtınayı bekliyordu.
“Jane, bu iğrenç maskaralığa bir son ver!” diye gürledi kız. Sesi, kış rüzgârı kadar dondurucu ve keskin bir kılıç gibi berraktı. “Anka Klanı sana sadece savunmasızlara zulmetmeyi mi öğretti? Bu mu sizin soyluluğunuz?”
Jane, dudaklarında çarpık ve aşağılayıcı bir gülümsemeyle kıza döndü: “Bakın hele, kimler gelmiş… Güzelliği olmasa bir bakır sikke bile etmeyecek olan o meşhur ‘Adalet Prensesi’. Meğer kahramanlık taslamak için en dramatik anı bekliyormuşsun.”
İki genç arasındaki bu sözlü düello, korumaların auralarını vahşi birer hayvan gibi serbest bırakmasıyla fiziksel bir baskıya dönüştü. Havanın yoğunluğu o kadar artmıştı ki, çevredeki zayıf insanlar nefes almakta zorlanıyor, atmosfer neredeyse elle tutulur bir ağırlığa bürünüyordu. Shadow, göğsünde aniden beliren o karanlık ve tanıdık huzursuzluğu hissetti. Bu, ailesini kaybettiği gece ruhunu bir sarmaşık gibi saran o uğursuz sızının tıpatıp aynısıydı.
Ayakları, sanki kendi iradesinden bağımsız, kadim bir çekime kapılmış gibi kıza doğru ilerlemeye başladı. İçindeki bir ses, eğer şimdi bu adaletsizliğe müdahale etmezse, hayatının geri kalanında bu pişmanlığın altında ezileceğini fısıldıyordu. Harekete geçmek üzereyken, kızıl saçlı kızla göz göze geldi. O an, zamanın çarkları durdu; etraftaki tüm gürültü bir anda sessizliğe gömüldü ve dünya sadece o iki çift gözün çarpışmasından ibaret kaldı. Shadow, kıza belli belirsiz, gizemli bir şekilde gülümsedi.
Ardından, annesinin tozlu kitaplarından miras kalan ve mekana hükmeden o efsanevi tekniği fısıldadı: “Hayaletin Beş Adımı.” Shadow bir anda gölgelerin içinde bir serap gibi eriyip kaybolurken, kızın şaşkınlıkla az önce durduğu boşluğa bakışını yakaladı. İçinden, kalbini sızlatan o düşünce geçti: Acaba annesi bu tekniği her kullandığında, o da ona böyle hayranlık mı bakıyordu?

Yorumlar

(0)

Bölüm Nasıldı?

0 yanıt
Beğenim
0
Sinir Bozucu
0
Mükemmel
0
Şaşırtıcı
0
Sakin Olmalıyım
0
Bölüm Bitti
0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Okuma Ayarları

Sonsuz Giriş Yapmalısın

Otomatik Kilidi Açma Login required

Kaydırırken premium bölümlerin kilidini otomatik olarak aç


Okurken başlığı gizle

Okuyucu modunda gezinme başlığını otomatik olarak gizle


18px

Tüm özellikler için giriş yapın

Sonsuz kaydırma, otomatik kilit açma ve okuma ilerlemesinin senkronizasyonu için bir hesap gereklidir.


Yazı tipi, boyut, tema ve kaydırma modunu varsayılana döndürür