Leke Ve Cevher
Küreler, Jane’in damarlarından süzülen taze kanı obur bir iştahla emdikten sonra, içlerindeki rünler birer birer uyanmaya başladı. Platformdan yükselen çiğ ışık huzmeleri yerini, sunucunun gök gürültüsünü andıran ve her bir kelimesi yankılanarak büyüyen o otoriter sesine bıraktı:
“Jane Anka! On beş yaşında… Çırak Alemi Orta Seviye! Evrenin dokusuna işlenmiş, kaçınılmaz lakapları: Prens, Zorba ve Alkolik! Dao tarafından ölçülen mutlak potansiyeli: On üzerinden yedi!”
Görkemli tribünleri dolduran on binlerce seyirci, bu sonuç karşısında şaşkınlık belirtisi göstermedi. Bir klan prensinin, en nadide şifalı otlarla, simyacıların elinden çıkma kudretli haplarla ve binlerce altınlık kaynakla bu seviyeye gelmesi beklenen bir durumdu. Ancak arenadaki asıl eğlence, Jane’in ruhunun karanlık köşelerini ifşa eden o lakaplardı. Bu dünyada lakaplar, sadece birer isim değil; binlerce zihnin ortak fikrinin evrenin özü olan Dao’ya nüfuz etmesiyle oluşan ilahi mühürlerdi. Jane’in kibri ve sefih hayatı, bizzat evren tarafından tescillenmişti.
“Jane’i kendi sancağı altına davet etmek isteyen saygıdeğer elderler, lütfen iradelerini göstersinler!”
Sunucunun çağrısı havada asılı kalmadan, sayıları onu bulan akademi temsilcisi elini kaldırdı. Jane, egosu binlerce insanın önünde okşandığı için göğsünü kabartıp derin, gururlu bir nefes aldı. Gözlerinde, kendisini isteyen orta ölçekli akademilere karşı bariz bir aşağılama vardı. Ancak bu küçümseme, bakışları Beyaz Kaplan Akademisi elderine ulaştığında yerini bir anda huşu dolu bir hayranlığa bıraktı. “Beyaz Kaplan Akademisi’ni seçiyorum!” diye haykırdı. Diğer elderler kollarını sessizce indirirken kimse bu sonuca hayret etmedi; Jane, kendi kibrine uygun olan en gösterişli kaleyi seçmişti.
Jane, aristokrat adımlarla platformdan inip yeni yuvasına doğru ilerlerken, sunucu yeni adayları çağırmaya devam etti. Zaman akıp gittikçe küçük akademiler birer birer umutlarını yitiriyor, büyük akademiler ise pusuya yatmış birer avcı gibi en iyi yetenekleri topluyordu. Şimdiye dek sönük geçen törende Kan Akademisi elderi, sadece bir kez, on üzerinden sekiz potansiyele sahip bir genç için elini kaldırmıştı; fakat o genç bile, Kan Akademisi’nin solmaya yüz tutmuş şanını reddedip parıltılı Ejderha Akademisi’ni seçmişti.
Sıra Shadow’a geldiğinde, atmosfer bir anda buz kesti. İnsanların yüzlerinde, Shadow’un üzerindeki o yırtık pırtık, çamur ve toz içinde kalmış yamalı cüppesine karşı saf bir tiksinti belirdi. Shadow, kendisine bir vebalıymış gibi bakan her bir gözü, her bir aşağılayıcı fısıltıyı zihninin karanlık odalarına, intikam günü geldiğinde açmak üzere birer birer kazıyordu. Sunucu, sanki kirli bir şeye dokunuyormuş gibi iğneyi Shadow’a uzattı. Yüzündeki ifade, sonucun ne kadar değersiz olacağından emin olan bir adamın kibir dolu rahatlığıydı.
Shadow, soğuk bir sessizlikle iğneyi aldı ve parmağının ucunda beliren bir damla kanı kürelerin bağrına bıraktı. Küreler kanla temas ettiği an, normalde olanın aksine, sanki içlerinde kadim bir dev uyanmışçasına şiddetle sarsıldılar. Arenayı bir anda kör edici, çiğ beyaz bir ışık patlaması kapladı. Sunucu sonuçları okumak için parşömene baktığında beti benzi attı, ellerindeki kâğıt bir yaprak gibi titremeye başladı. Sesi, arenanın en ücra köşelerine dahi bir felaket haberi gibi, kekeleyerek ulaştı:
“Sha… Shadow! On beş yaşında… Çırak Alemi Zirve Seviye! Dao’nun ruhuna vurduğu mühürler: Hayalet, İntikamcı, Buz Kalpli ve Yeminli! Ölçülen mutlak potansiyeli… On üzerinden on!”
Bu anons, arenadaki on binlerce canlının nefesini aynı anda kesti. Bir sokak çocuğunun, kraliyet kanı taşıyanları dahi dehşete düşürecek böylesine sınırsız bir potansiyele sahip olması imkânsızdı. “On üzerinden on” sesi, evrenin bir mucizesinin ya da bir felaketinin habercisiydi. Dört büyük akademinin elderleri, bu el değmemiş cevheri kendi saflarına katmak için birbirlerini ezecekmişçesine ayağa fırladılar. Aralarındaki gerilim o kadar yoğunlaşmıştı ki, havadaki yıldız enerjisi kıvılcımlar saçıyordu. Ancak asıl sessizlik, Kan Akademisi elderi yavaşça ayağa kalktığında yaşandı. Onların otoritesi sarsılmış olsa da, yaşlı adamın vakur duruşu hala kadim bir gücün kalıntısı gibi etkileyiciydi.
Sunucu, az önceki iğrenmesini unutmuş, Shadow’a yaranmak için iki büklüm olmuştu: “Seni seçmek için can atan beş devasa güç var genç adam! Kararını vermen için sana mühlet tanıyabiliriz, zira bu seçim kaderinin ta kendisidir!”
Shadow, dalkavuk sunucuyu bir toz zerresiymiş gibi görmezden gelerek doğrudan Kan Akademisi elderine doğru yürüdü. Adımları öylesine kararlı ve duygusuzdu ki, sanki her adımında etrafındaki dünyayı biraz daha karartıyordu. Ona bakanlar, o kan kırmızısı gözlerde sadece bir renk değil, kendi sonlarının silüetini görür gibi oluyorlardı. “Hayalet” ve “Buz Kalpli” lakaplarının bir yakıştırma değil, ruhunun birer parçası olduğu artık aşikârdı.
Shadow, elderin önünde durdu. Sağ yumruğunu sol avucuna vurarak kadim bir saygı selamı verdi ve sesi bir mezar sessizliğinde yankılandı: “Eğer layık görürseniz, kadim Kan Akademisi’ne dahil olmak istiyorum.”
Elderin gözlerindeki şaşkınlık, yerini derin bir merak ve kuşkuya bıraktı. Karşısındaki bu canavar ruhlu genç, dört büyüklerin sunduğu altın tepsileri reddedip yıkılmakta olan bir kaleyi seçmişti. “Seni kabul ediyorum evlat,” dedi elder, sesi tecrübenin getirdiği o boğuk tınıyla. “Fakat bilmelisin; akademimizin imkânları kısıtlıdır. Sana diğer öğrencilere sağlanan standartlar dışında bir hazine vaat edemem. Dört büyüklerin sağlayacağı ihtişam burada yok.”
Shadow, gözünü bile kırpmadan cevap verdi; sesi çeliğin çeliğe sürtünmesi gibi soğuktu: “İhtişam benim için bir yüktür. Sizden tek bir istisnai ayrıcalık talep ediyorum: Akademi kütüphanesinin en karanlık mahzenlerine kadar sınırsız ve tam erişim.”
Elderin nefesi kesildi. Kütüphane, sadece kitapların değil, mühürlenmiş ruhların ve unutulmuş yasak tekniklerin mezarlığıydı. Hiçbir öğrenci, hatta hiçbir hoca oraya tam erişim sağlayamazdı. Yaşlı adam, Shadow’un gözlerine bakarken orada sadece hırs değil, dünyayı ateşe verebilecek bir intikam ateşi gördü. Vereceği karar ya akademiyi küllerinden doğuracak ya da tüm krallığın üzerine çökecek bir karanlığın fitilini ateşleyecekti.
Derin bir nefes alarak, kaderin zarlarını Shadow’un avuçlarına bırakmaya
karar verdi…
Okuma Ayarları
Bölüm başına yorum 5 ile sınırlıdır. Tüm yorumlar için Standart moduna geçin.
Kaydırırken premium bölümlerin kilidini otomatik olarak aç
Okuyucu modunda gezinme başlığını otomatik olarak gizle
Yazı tipi, boyut, tema ve kaydırma modunu varsayılana döndürür
Yorumlar
(0)Bölüm Nasıldı?
Yorum yapmak için lütfen giriş yapın.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!