Bölüm 1: Hiç Batmayan Güneşin Altında

8 dakika okuma
1,492 kelime
Ücretsiz Bölüm

Bölüm 1: Hiç Batmayan Güneşin Altında

Neal Procter, gözlerini açtığında tavanın her zamanki çatlaklarına baktı.

Üçgen şeklinde kesişen iki ince yarık. Birbirine karışmış toz lekeleri. Ve her zaman olduğu gibi, odayı turuncuya çalan soluk bir aydınlık dolduruyordu.

Pencerenin önündeki eski perde, ışığı kesmekten çoktan vazgeçmiş, kenarlarından sızan parlaklığı umursamazca içeri buyur ediyordu.

Neal yutkundu. Boğazı kupkuruydu.

Saat kaçtı?

Soru anlamsızdı. Shinetrian’da saatin hiçbir önemi yoktu. Dışarıda, göğün üç farklı noktasında asılı duran üç güneş hiç batmazdı.

Gecenin ne olduğunu yalnızca tarih kitaplarından, o da yasaklanmış sayfalarda kalan birkaç paragraftan biliyorlardı. Neal bir keresinde, akademiye girmeye hak kazanamayanların gönderildiği atölyelerden birinde çalışan yaşlı bir adamdan “yıldız” diye bir şey duymuştu.

Adam, gökyüzünde güneşten başka şeylerin de olabileceğini söylemiş, ertesi gün Yozlaşma Şüphesiyle gözaltına alınmıştı. Bir daha da onu gören olmadı.

Neal yataktan doğruldu. Kemikleri, her zamankinden daha fazla ağrıyordu. Tahta ranzanın kenarına oturup ellerine baktı. Parmak uçları hafifçe kızarıktı.

Dün, yetimhanenin çatısındaki ayna panellerini temizlerken güneşe fazla maruz kalmıştı. Shinetrian’da güneş yanığı diye bir şey teknik olarak yoktu; en azından hükümet öyle söylüyordu. Ama Neal’ın derisi, üç güneşin birden altında geçirdiği her dakikayı hatırlıyordu.

Ayağa kalktı. Odanın diğer köşesindeki ranzada, oda arkadaşı Weylin horluyordu.

Weylin, on yedi yaşında, Sarı kademe bir yetimdi. Yani Neal’dan tam iki basamak yukarıda. Yetimhanede hiyerarşi, Ruh Prizması’nın kademesine göre şekillenirdi. Kızıllar en altta, Ultraviyoleler en tepede.

Neal ise henüz Prizmasını uyandırmamıştı bile. On sekiz yaşına altı ay vardı. Ama şimdiden, sırf aurası yeterince parlak değil diye Kızıl kademeye aday görülüyordu.

“Weylin.”

Seslenmesine rağmen horultu devam etti. Weylin’in açıkta kalan kolu, hafif sarımtırak bir ışıkla titreşiyordu. Sanki derisinin altında erimiş altın dolaşıyordu. Bu, Prizma sahibi olmanın işaretiydi. Lümen enerjisi, uyurken bile sızardı.

Neal elini kendi göğsüne koydu. Hiçbir şey hissetmedi. Sadece kalbinin düzenli atışları.

Gardırobun üzerindeki küçük metal kutuyu açtı. İçeride, yeşil renkli, bayatlamış bir ekmek parçasıyla yarım şişe su duruyordu. Kahvaltı buydu. Yetimhane yönetimi, Kızıl adaylara günde iki öğün veriyordu.

Neal suyu kafasına dikti, ekmeği cebine attı. Sonra, yastığının altından çıkardığı nesneye baktı.

Kırık bir saat.

Metal kasası yer yer kararmış, camı çatlamış, akreple yelkovan sonsuza kadar aynı noktada donup kalmıştı. Saat çalışmıyordu. Babasından kalan tek şey buydu.

Neal onu her sabah çıkarır, birkaç saniye avucunda tutar, sonra boynundaki deri ipe takıp gömleğinin içine saklardı. Saatin yüzeyinde, soluk bir yazı vardı:

“Gerçek zaman geldiğinde.”

Neal bu sözlerin anlamını hiç çözememişti. Babasını da hatırlamıyordu. Sadece beş yaşındayken bir “sahte gece” vakti bir kadının onu yetimhanenin kapısına bırakıp gittiğini hatırlıyordu. Kadının yüzü silikti ama saat, işte o kadının elinden Neal’ın avucuna bırakılmıştı.

“Neal Procter!”

Aşağıdan gelen bağırtıyla irkildi. Müdür Grendel’ın sesiydi. Neal saati hızla boynuna taktı, üstünü başını düzeltti ve kapıya yöneldi.

Tam çıkarken Weylin’in horultusu aniden kesildi. “Yine mi geç kaldın, Kırmızı?”

Weylin gözlerini açmamıştı, ama dudaklarında alaycı bir gülümseme vardı. Neal cevap vermedi. Kapıyı açtı, koridora adım attı.

Yetimhane, Shinetrian’ın başkenti Luminara’nın doğu ucunda, Kuytu diye anılan bölgedeydi. Neal merdivenlerden inerken pencereden dışarı göz attı. Gökyüzü üç farklı tonda parlıyordu.

En büyük güneş Solara, tam tepede altın sarısı ışığını dağıtıyordu. Biraz doğuda Helion, maviye çalan beyaz bir alev gibi titreşiyordu. En uzakta, ufuk çizgisinin hemen üzerinde Aetherius, soluk mor bir hatıra gibi parlıyordu.

Üç güneş, üç tür ışık. Ve her Shinetrian vatandaşı, bu üç güneşin enerjisini kalbindeki Ruh Prizmasıyla kırarak kendi rengini ortaya çıkarırdı. En azından teoride.

Neal henüz bir renge sahip değildi. Ve eğer uyandığında Kızıl olursa, hayatı boyunca atölyelerde çalışacak, ayna kuleleri temizleyecek, en fazla bir sokak lambası tamircisi olabilecekti. Neal her sabah uyandığında, içinde bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu. Sanki dünyanın kendisi bozukmuş gibi.

Merdivenlerin sonuna geldiğinde, Müdür Grendel onu bekliyordu. Göğsünde, Yeşil kademeye ait olduğunu gösteren zümrüt rengi bir rozet parlıyordu.

“Geciktin,” dedi Grendel. Sesi duvarlarda yankılandı.

“Özür dilerim, Müdür.”

“Yine çatı temizliği var. Dün bitiremedin. Bugün tamamlayacaksın.”

Grendel bir an durdu, sonra elini uzatıp Neal’ın çenesini kavradı. Başını kaldırdı, gözlerinin içine baktı. Neal’ın gözleri koyu kahverengiydi. Shinetrian’da çoğu insanın gözleri, kademelerine göre renkli bir ışıkla parlardı. Neal’ın gözlerinde ise hiç ışık yoktu. Sadece karanlık.

“Hâlâ hiçbir belirti yok,” diye mırıldandı Grendel. “Tam bir Kızılsın, Procter. Hatta belki ondan da kötü. Bazen insanın Prizması hiç uyanmaz. Onlara ne denir biliyor musun?”

“Bilmiyorum.”

“Işıksız. Işıksızlar, Shinetrian’da yaşayamaz. Güneşler onları içten içe yakar. İşinin başına geç.”

Neal bir şey söylemedi. Çatıya çıktığında sıcaklık bir duvar gibi yüzüne çarptı. Üç güneş, hiçbir engel olmadan buraya vuruyordu. Ayna panellerinin temizlenmesi gerekiyordu; çünkü Shinetrian’da enerji, her şey demekti.

Neal bir kova su alıp çalışmaya başladı. Panelin yüzeyinde kendi yansımasını gördü. Zayıf bir yüz ve boynunda asılı duran o saat.

Bir saat sonra mola verdiğinde aşağıda bir gürültü duydu. Weylin ve arkadaşları, on yaşlarında bir çocuğu sıkıştırmış, kolundaki enerji ölçer bilekliği almaya çalışıyorlardı.

Neal’ın midesi kasıldı. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Weylin Sarı kademeydi ve ışıktan yapılmış küçük bıçaklar bile oluşturabiliyordu. Neal ise sadece bir Kızıl adayıydı. Hiçbir gücü yoktu.

Hiçbir şey yapamazsın.

Bu cümleyi hayatı boyunca o kadar çok tekrarlamıştı ki, artık beyninin bir parçası haline gelmişti.

Aşağıdan gelen tok bir ses ve kahkahalar duyuldu. Neal ekmeğini yedi ve tekrar işine döndü. Lekenin birini ovalarken, yüzeyin altında siyah bir damar fark etti. Dokunduğunda o nokta tuhaf bir şekilde sıcaktı.

O an, boynundaki saat hafifçe titreşti.

Neal saati çıkardı, avucuna aldı. Hiçbir hareket yoktu ama saat ısınmıştı. O an göz ucuyla fark etti: Panelin yüzeyindeki siyah damar genişlemişti.

Hızla geri çekildi. Parmağının ucu lekeye değdiği anda, görüş alanının köşesinde bir yazı parladı. Havada asılı duran, harflerden oluşan bir cümle…

Ama okumaya fırsat bulamadan çatının kapısı açıldı. Müdür Grendel, Bölge Denetçisi geliyor diye onu depoya kovdu.

“Ve Procter… Denetçiye görünme. Senin gibi bir Işıksızı görürse, yetimhanenin kredisi düşer.”

Depo, güneşlerin neredeyse hiç ulaşamadığı serin ve karanlık bir mahzendi. Neal bir köşeye oturdu. Karanlıkta güneşler onu yakamazdı.

Ya ben gerçekten Işıksızsam? diye düşündü. Shinetrian’da Işıksız olmak, güneş ışığının bedende birikip seni içten içe yakması demekti.

Uykuya dalmış olmalıydı. Gözlerini açtığında deponun kapısı aralanmış, içeriye maviye çalan bir ışık sızmıştı. Işık huzmesi, kırık bir ayna panelinin üzerine düşmüş, duvarda titreşen desenler oluşturuyordu.

Boynundaki saat yeniden titreşti. Bu sefer daha güçlü.

Akrep ve yelkovan… Kıpırdıyordu.

Akrep ağır ağır ilerliyor, yelkovan onu takip ediyordu. Saat, yıllar sonra ilk kez çalışıyordu. İbreler üç güneşin konumuna göre dönüyordu.

Neal donmuş halde izlerken, saat kadranının ortasında siyah bir nokta belirdi ve tüm kadranı kapladı. Siyahlığın içinde beyaz harflerle o yazı belirdi:

[Tutulma Sistemi, Taşıyıcıyla bağ kuruyor…]

[Kalan süre: 48:00:00]

Yorumlar

(0)

Bölüm nasıldı?

0 tepki
Beğendim
0
Sinir Bozucu
0
Mükemmel
0
Şaşırtıcı
0
Sakinleşmem Lazım
0
Bölüm Bitti
0

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!

Okuma Ayarları

Sonsuz Giriş Yapmalısın

Otomatik Kilidi Açma Login required

Kaydırırken premium bölümlerin kilidini otomatik olarak aç


Okurken başlığı gizle

Okuyucu modunda gezinme başlığını otomatik olarak gizle


18px

Tüm özellikler için giriş yapın

Sonsuz kaydırma, otomatik kilit açma ve okuma ilerlemesinin senkronizasyonu için bir hesap gereklidir.


Yazı tipi, boyut, tema ve kaydırma modunu varsayılana döndürür