Bölüm 4: Bodrumda İki Gün

8 dakika okuma
1,521 kelime
Ücretsiz Bölüm

Bölüm 4: Bodrumda İki Gün

Neal, karanlıkta otururken zamanın ne kadar geçtiğini sadece zihnindeki rakamlardan anlayabiliyordu.

44:31:02.

44:31:01.

44:31:00.

Bileğindeki kelepçe hâlâ yanıyordu. Derisinin altına işleyen sıcaklık, her saniye biraz daha dayanılmaz hale geliyordu. Ama en kötüsü sıcaklık değildi. En kötüsü, kelepçenin çıkardığı o hafif vızıltıydı. Lümen enerjisi, onun vücudundaki sıfır seviyesini telafi etmeye çalışıyor, her denemede biraz daha başarısız oluyordu. Ve her başarısızlıkta, vızıltı biraz daha tizleşiyordu.

Neal başını duvara yasladı, gözlerini kapattı. Uyumaya çalıştı. Ama uykusu gelmedi.

Onun yerine düşünceler geldi.

Annesi, babası. Saat. Sistem. Bunların bir bağlantısı var mıydı yoksa tamamen tesadüfi şeyler miydi? Neal zincirin tamamını göremiyordu. Babası kimdi? Neden bu saati ona bırakmıştı? Ve neden şimdi, on sekiz yıl sonra, bu sistem canlanmıştı?

Sessizliği, kapının dışından gelen ayak sesleri bozdu.

Neal gözlerini açtı, başını kapıya çevirdi. Ayak sesleri yaklaştı, sonra durdu. Kapının altındaki aralıktan bir gölge geçti. Birisi, kapının önünde dikiliyordu.

“Procter.”

Weylin’in sesiydi.

Neal cevap vermedi.

“Uyanık mısın?”

“Ne istiyorsun?”

Kapının diğer tarafında bir sessizlik oldu. Sonra Weylin yere oturdu, Neal kumaşın taş zemine sürtündüğünü duydu. Belli ki sırtını kapıya yaslamıştı.

“Sana bir şey soracağım.” dedi Weylin. Sesi her zamankinden farklıydı. Alaycı değildi, üstten değildi. Düzdü. Hatta biraz da gergindi. “Bugün, o merdivende… enerjimi emdiğinde… bunu bilerek mi yaptın?”

“Hayır.”

“Gerçeği mi söylüyorsun?”

Neal başını duvara yasladı. Weylin’in neyin peşinde olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Yemin ederim. Ne olduğunu ben de bilmiyorum.”

“Greandel Işıksız olduğunu söyledi. Enerji ölçer sıfır gösterdi.”

“Duydum.”

“Ama Işıksızların enerji emdiğini hiç duymadım.” Weylin’in sesi alçaldı, sanki birisi duyacakmış gibi. “Işıksızlar sadece… yanar. İçten içe. Güneş onları kurutur. Ama sen farklısın. Sen enerjiyi geri püskürtmedin. İçine çektin. Bu, Yozlaşma değil. Bu başka bir şey.”

Neal bir şey söylemedi.

“Greandel yarın seni Arındırma Merkezi’ne gönderecek,” diye devam etti Weylin. “Oradan canlı çıkan yok. Bunu biliyorsun, değil mi?”

“Biliyorum.”

“Peki neden bu kadar sakinsin?”

Neal karanlığa baktı. Zihnindeki rakamlar hâlâ akıyordu. 44:28:17. “Ne yapmamı bekliyorsun? Ağlamamı mı?”

“Hayır.” Weylin bir an durdu. “Senden bir şey isteyeceğim.”

Neal’ın kaşları kalktı. “Ne?”

“Üç hafta sonra Lumina Akademisi’nin yerleştirme sınavı var.”

“Biliyorum.”

“Ben giriyorum.”

“Tebrikler.”

“Kes sesini ve dinle.” Weylin’in sesi tekrar sertleşti, ama bu sefer öfkeden değil, ciddiyetten. “Sınavda bir aşama var. İkili eşleşme. Adaylar ikişerli gruplara ayrılıyor ve birlikte bir parkuru tamamlıyor. Eğer partnerin güçlüyse, şansın artıyor. Eğer değilse… şansın çok düşük.”

Neal Weylin’in ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu. “Ve senin partnerin kim?”

“Şu an için kimse. Ama senin de sınava girmeni sağlayabilirim.”

Neal neredeyse gülecekti. “Ben Kızıl adayıyım. Hatta Işıksız. Sınava girmeme izin vermezler.”

“Greandel’ın elinde bir kontenjan var. Her yetimhane müdürü, kendi kurumundan bir adayı sınav listesine ekleme hakkına sahip. Normalde bu hakkı en parlak öğrencisi için kullanır yani benim için. Ama ben Greandel’ı ikna edersem, ikinci bir aday daha önerebilir.”

“Beni neden listeye ekletsin?”

“Çünkü senin ne olduğunu bilmiyorum,” dedi Weylin. “Ve bilmediğim bir şey, benim işime yarayabilir. Enerji emebiliyorsan, sınavda rakiplerimizin enerjisini de emebilirsin. Onları zayıflatırsın. Ben de yükselirim.”

Neal başını iki yana salladı. “Bu delilik.”

“Delilik mi?” Weylin kısa, acı bir kahkaha attı. “Şu an bodrumda kelepçeli halde oturuyorsun ve yarın seni öldürmeye götürecekler. Tek çıkışın, benim teklifim.”

“Sana ne kazandıracak? Neden benimle uğraşıyorsun?”

Weylin uzun bir süre cevap vermedi. Neal onun kalkıp gittiğini düşünmeye başlamıştı ki, sesi tekrar duyuldu. Bu sefer daha alçak, daha düzdü.

“Çünkü ben Sarı kademeyim,” dedi. “Yetimhanedeki en yüksek kademeli gençlerden biri. Ama bu, akademide bir hiçim demek. Orada Yeşiller, Maviler, hatta Morlar  var. Benim Sarı Prizmam, onların yanında bir sokak lambası gibi kalır. Akademiye girmek yetmez. Yükselmem gerekiyor. Öne çıkmam gerekiyor. Ve sen…” Durdu, bir nefes aldı. “Sen benim avantajım olabilirsin. Tabii eğer gerçekten bir işe yararsan.”

Neal elini istemsizce göğsüne götürdü. Saat hâlâ oradaydı, gömleğinin altında, tenine yapışmış halde.

“Greandel’a yarın seni listeye eklemesini söyleyeceğim,” dedi Weylin. “Ama bir şartım var. Sınavda benim partnerim olacaksın. Ve elinden geleni yapacaksın. Eğer işe yaramazsan, ikimiz de kaybederiz. Ama eğer işe yararsan… belki ikimiz de kazanırız.”

“Ya Greandel kabul etmezse?”

“Eder. Çünkü Greandel, Arındırma Merkezi’ne gönderdiği bir yetimin kaydını silmek zorunda kalır. Evrak işi, soruşturma falan. Ama eğer sen gönüllü olarak sınava girersen ve başarısız olursan, bu onun sorunu olmaktan çıkar. Hem de yetimhanenin sınav istatistikleri yükselir. İki aday göndermiş olur.”

Neal Weylin’in zekâsını hafife almıştı. Oda arkadaşı sadece bir zorba değildi; hayatta kalmak için sistemi manipüle etmeyi öğrenmiş biriydi. Shinetrian’da bu, en değerli yetenekti.

“Peki,” dedi Neal. “Ama önce yarına kadar hayatta kalmam gerekiyor.”

“Onu da düşündüm.” Weylin ayağa kalktı. Kapının altındaki aralıktan bir şey itti. Küçük bir şişe su ve bir parça ekmek. “Ye, iç. Güç topla. Yarın sabah Denetçi gelmeden önce seni buradan çıkaracağım.”

“Nasıl?”

“Kazan dairesi. Bodrumun sonundaki o eski kapı. Oradan kanalizasyona iniliyor. Bunu herkes bilir ama kimse kullanmaz, çünkü kanalizasyonda ne olduğunu kimse bilmez. Ama sen dün gece oradaydın. Yolunu biliyorsun.”

“Denetçiler peşime düşer.”

“Bırak düşsünler. Onlar seni kanalizasyonda ararken, sen şehrin diğer ucuna geçmiş olursun. Üç hafta sonra sınav var. O zamana kadar saklan. Sonra Akademi’ye gel.”

“Ya yakalanırsam?”

Weylin bir an sessiz kaldı. Sonra, “Yakalanma.” dedi.

Ayak sesleri uzaklaştı.

Neal ekmeğe ve suya baktı. Sonra ekmeği aldı, ısırdı. Bayattı. Ama şimdi tadı biraz daha iyi geliyordu. Çünkü bir planı vardı. Delice, riskli, mantıklı demeye dilin varmadığı ve neredeyse imkânsız bir plan. Ama en azından bir plandı.

40:17:55.

Neal uyumuş olmalıydı, çünkü gözlerini açtığında zihnindeki rakamlar dört saat ilerlemişti. Bilekleri hâlâ acıyordu. Kapının altından sızan ışık azalmış, turuncuya çalmıştı. Sahte gece başlamıştı.

Ve sonra kapının kilidi tıkırdadı.

Neal ayağa fırladı. Biri kapıyı dışarıdan açıyordu. Ama bu Grendel’ın ya da Denetçilerin ayak sesleri değildi. Daha hafif, daha temkinliydi.

Kapı aralandı. Weylin’in yüzü belirdi.

“Çabuk,” diye fısıldadı. “Herkes uyuyor. İki saatin var.”

Neal kapıya yürüdü, koridora çıktı. Weylin elinde bir anahtarla kapıyı tekrar kilitledi. “Kazan dairesine git. Oradan kanalizasyona in. Bir daha da geri dönme.”

Neal bir an durdu, Weylin’e baktı. “Neden gerçekten yardım ediyorsun?”

Weylin anahtarı cebine koydu, Neal’a döndü. Loş koridorda yüz ifadesi seçilmiyordu. Ama sesi keskindi.

“Çünkü ben de bir gün yükseleceğim,” dedi. “Ve yükselmek için yalnızca güç yetmez. Müttefik gerekir. Sıradan bir kızıl işime yaramaz hatta benim gibi bir sarı da müttefik olarak bana yardımcı olmaz ama eğer senin enerji emebilmen yozlaşma değilse benim gizli kartım olarak sen çok işime yararsın. Ayrıca seni kurtarıyorum yani ne olursa olsun bana borçlu olacaksın. Ve bir gün bu borcu ödeyeceksin.”

Döndü, koridorda uzaklaştı.

Neal arkasından bakmadı. Kazan dairesine doğru yürümeye başladı. Koridor boştu, sadece duvarlardaki Lümen fenerleri titreşiyordu. Her köşe başında durup dinledi, sonra devam etti. Kazan dairesinin kapısına vardığında, paslı kolu çevirdi. Kapı, eski menteşelerinde gıcırdayarak açıldı. İçerisi toz, pas ve küf kokuyordu. Devasa eski kazanlar, örümcek ağlarıyla kaplanmış borular, paslı vanalar. Ve köşede, kanalizasyona inen demir kapak.

Neal kapağa koştu, kaldırdı. Altından o bildik küf kokusu yükseldi. Bu sefer koku ona bir eve dönüş gibi geldi. Kapağı arkasından kapatıp kendini karanlığa bıraktı.

39:45:18.

39:45:17.

Kaçış başlamıştı.

Yorumlar

(0)

Bölüm nasıldı?

2 tepki
Beğendim
2
Sinir Bozucu
0
Mükemmel
0
Şaşırtıcı
0
Sakinleşmem Lazım
0
Bölüm Bitti
0

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!

Okuma Ayarları

Sonsuz Giriş Yapmalısın

Otomatik Kilidi Açma Login required

Kaydırırken premium bölümlerin kilidini otomatik olarak aç


Okurken başlığı gizle

Okuyucu modunda gezinme başlığını otomatik olarak gizle


18px

Tüm özellikler için giriş yapın

Sonsuz kaydırma, otomatik kilit açma ve okuma ilerlemesinin senkronizasyonu için bir hesap gereklidir.


Yazı tipi, boyut, tema ve kaydırma modunu varsayılana döndürür